Yorum ve Eleştiri

(Radikal, Uğur Vardan, 2009)

Edebiyat, resim, heykel, sinema, tiyatro, müzik, hatta hatta spor... Farkındayım, yelpazeyi çok geniş tuttum ama bütün bu uğraşlar, şu fani dünyadan gelip geçerken şöyle derin ya da yüzeysel, bir iz bırakmak için değil midir? Evet, kontrolden çıktım, mesele daha da arabesk bir hal alıyor ama söylemeden edemeyeceğim; meselenin özü de sözü de şudur: Hayatta her şey 'Bakî kalan şu kubbede hoş bir sada için'dir. Hoş, bize geçmişten kalan bütün bu görsel işitsel miras(lar)ın günümüzdeki anlamları ve yansımaları, artık eski tınılarını vermemektedir amma velâkin yine de, 'hoş bir sada' işi geçerliliğini, kubbe bakî olsa da olmasa da koruyacaktır. Bugünden itibaren gösterime girecek olan '11'e 10 Kala', işte bu 'hoş sada' meselesine, değişik bir perspektifle yaklaşmaya çalışan bir yapım… >>>

(Cumhuriyet, Sungu Çapan, 2009)

Bu yılki Altın Koza'nın en iyi film ve senaryo, İstanbul festivalinin de jüri özel ödüllerine layık görülen 11'e 10 Kala, bugün gösterime giriyor Oyun adlı belgeseliyle dikkati çekmiş genç yönetmen Pelin Esmer'in, ilk kurmaca uzun metrajı 11'e 10 Kala, yaşlarından hayata bakışlarına, beklentilerinden zevklerine kadar bütünüyle farklı, iki yalnız metropol sakininin hikâyesini buluşturup kesiştiriyor, yoğun bir İstanbul keşmekeşi fonunda. >>>

(Sinema, Müjde Işıl, 2009)

"Gerçeğin fantastikliğinden besleniyorum" >>>

(Hertaraf.net, Berrak Sırma, 2009)

Pelin Esmer'in ödüllü filmi olan 11'e 10 kala, San Sebastian Film Festivali'nde Altın İstiridye için yarışacak. Esmer, filmde amcası Mithat Esmer'e ait koleksiyonu da görebileceğimizi söylüyor… >>>

(Milliyet Sanat, Ceyda Aşar, 2009)

"Belgeselde misafir, kurmacada evsahibiyim." >>>

(Eniyi100film.com, Rayzan Başeğmez, 2009)

Kim ne derse desin; sinemamızdan çok özel örnekler çıkmaya devam ediyor. Ama bazıları çoğuna sıkıcı geliyor, ama bir kısmı bazılarına saçma geliyor, çoğu afişlerde kalıyor, seyirci toplayamıyor… ama sinemamızdan gerçekten çok ama çok güzel örnekler çıkıyor artık. İstanbul'a özgü yerel öğelerden bir seçkiyle açılan 11'e 10 Kala, daha başından karakterlerinin ve mekanlarının minik görüntüleri, kısa planlı sahneleriyle seyircisine nerelerde dolaşacağını, kimlerle birlikte olacağını sağlam bir sinema diliyle veriyor… >>>

(Radikal, Aslı Daldal, 2009)

Derviş Zaim, Nuri Bilge Ceylan gibi isimlerden sonra Boğaziçi Üniversitesi'nin sinema camiasına kattığı yeni yetenek Pelin Esmer, uzun süredir beklenen son filmi 11'e 10 Kala ile nihayet takipçileriyle yeniden buluştu. İşletme mezunu Zaim'in hem art hem pop olabilme başarısına, mühendis Nuri Bilge Ceylan'ın müthiş fotografik kurgulamalarına, sosyolog Esmer'in zengin insan merakı ve gözlemciliği de eklendi… >>>

(Sabah, Şirin Sever, 2009)

İlginç bir film izledim geçen hafta. Bir senaryodan çok, gerçek bir hayatı anlatıyordu sanki... 83 yaşındaki; müthiş bir koleksiyona sahip Mithat Bey'in hayatını. 70 yıldır aklınıza gelebilecek her şeyin koleksiyonunu yapmış Mithat Bey. Yapmaya da devam ediyor… >>>

(Radikal Cumartesi, Bahar Çuhadar, 2009)

İstanbul'daki Emniyet Apartmanı'nın, hiç çıkarmadığı hırkası, düşük omuzları ve ürkek bakışlarıyla kendi dar alanında yaşayıp giden bir kapıcısı var; Ali. Evinde yıllar boyu biriktirdikleriyle; gazeteleri, kitapları, şişeleri, saatleri, ses kayıtlarıyla yaşayan Mithat Bey'le yakınlaşana kadar vapura bile binmişliği olmayan bir Ali… >>>

(Sabah Cumartesi, Atilla Dorsay, 2009)

Özellikle Oyun filmiyle sevdiğimiz belgesel yönetmeni Pelin Esmer, ilk kez bir konulu filme sıvanıyor. Ama bu da özgün bir film değil, 2002'de amcası, koleksiyoncu Mithat Esmer üzerine çektiği 45 dakikalık bir belgeselin uzatılmış yeni çevrimiymiş. Demek ki, yaşlı arşivci Mithat Bey'in yine kamera karşısında kendisini oynadığı bir film izliyoruz: Onun gözü gibi baktığı kitap/dergi/gazete koleksiyonuyla, eski apartmandaki komşusuyla, kapıcısıyla olan ilişkileri. Ve tozlu kâğıtlara dayalı, sonuna yaklaşmış bir hayatın hüzünlü 'kuğu şarkısı'… >>>

(Sadibey.com, Orhan Ünser, 2009)

Yıllar önce Erhan Bener'den ilk okuduğum kitap, Kedi ve Ölüm (Ara Kapı) Türkçe'den önce Fransızca yayınlanmış, sonra Varlık Yayınları'nda kendi dilinde okuyucuya ulaşmıştı. Sonradan Bener'den başka kitaplar da okudum ve iki kitabı Böcek (Ümit Elçi) ve Ölü Bir Deniz (Atıf Yılmaz) sinemaya da uyarlandı. Okuduğum kitaplar aynı zamanda -okurken çektiğim- seyrettiğim filmlerdirde ama Kedi ve Ölüm için çektiğim film, hâlâ kurgusu bitmemiş bir filmdir. Aradan bunca yıl geçtikten sonra, Kedi ve Ölüm'ün sinema versiyonunu hâlâ merak ederken, daha doğrusu 11′e 10 Kala'yı seyrettikten sonra yeniden hatırlayınca, onu orada bıraktım ve Esmer'in filmini düşünmeye başladım… >>>

(Cumhuriyet, Alper Turgut, 2009)

Son yıllarda yükselişe geçen Türk Sineması, bizleri "yeni kuşak"tan birçok başarılı yönetmenle tanıştırıyor. Pelin Esmer de onlardan biri... "Oyun" adlı belgeseliyle hafızalarımıza kazınan Esmer, şimdilerde 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde jüri özel ödülü kazanan filmi "11'e 10 Kala" ile yeniden gündemde... >>>

(Gazete Vatan, Elif Ergu, 2009)

İlaç prospektüslerini bile okuyan bir çocukken üniversite sınavını kazanamadı, diplomat olma hayali suya düştü. Bu arada lisesine bir oyun yönetmek için gelen Cem Davran'ın "Üniversiteyi kazanamazsan oyuncu ol" sözüyle hayatı değişti. Oyunculuğu sıfırdan başlayıp Tolgahan Dans Grubu'nun arkasında figüranlık yaptı. Nişantaşı sokaklarında tezgah kurup kitap sattı... İlk kadın hayranları o dönemde ortaya çıktı. Oyunculukta adım adım yükselirken kadın hayranları da katlanarak arttı, dizilerin vazgeçilmez "aşk ve sevda adamı" oldu. Şimdilerde 25 Eylül'de vizyona girecek olan "11'e 10 Kala" filmindeki kapıcı rolüyle dikkat çeken İşler'le buluştum... >>>

(Newsweek Türkiye, Kaya Genç, 2010)

(Altyazı, Senem Aytaç - Berke Göl - Fırat Yücel, 2009)

Bilgi aktarımından çok deneyime odaklanan tarzıyla ülkemizde belgeselciliğe olan bakışı değiştiren Pelin Esmer'le, ilk kurmaca filmi 11'e 10 Kala'yı konuştuk… >>>

(Cinedergi, Serdar Akbıyık, 2009)

Pelin Esmer ilk uzun metraj kurgu filmi 11'e 10 Kala ile İstanbul Film Festivali'nin Jüri Özel Ödülü'nü aldı. Aslında ödüllere yabancı değil Esmer. 2005 yılında çevirdiği Oyun belgeseliyle de birçok ödül almıştı.  O dönemde bütün ilgiyi üzerinde toplayan Pelin Esmer yeni filminde yine bizi kendine hayran bıraktı. Esmer'in gerçek hayatta kendi amcası olan karizmatik Mithat Esmer'in hikayesi filmin odağında yer alıyor. Hayatı koleksiyon yaparak hazmeden Mithat Esmer'in rol arkadaşı ise Nejat İşler. Bu farklı ikili yönetmenin düşlerinde sıcak ama birbirinden uzak bir yaşam yolculuğuna çıkıyorlar… >>>

(Altyazı, Ayça Çiftçi, 2009)

"Zaman ve Mekanda Buluşmalar" >>>

(Birgün, Zahit Atam, 2009)

Temel karakterimiz Mithat Bey 83 yaşında, kendini koleksiyonculuğa vermiş, yakınlarından "uzakta" uzak yaşayan bir karakter. Müdavimi olduğu lokantanın sahibi kadınla dertleşmesinden biliyoruz: karısı kendisine ya koleksiyonun ya ben diyerek evi terk etmiş, bir daha da şartından vazgeçmediği için ayrılmışlar. İçinde ukde kaldığı, hele yaşlılık yıllarında karısını daha çok aradığını seziyoruz. Ama bir anlamda yaşamının tek ereği haline getirmiş koleksiyonunu korumayı ve sürdürmeyi, belki bir sığınma biçimi belki de ölçüsüz bir tutku onun ki, yaşamının merkezinde duruyor ve hiçbir başka edim Mithat Beyde aynı tatmini yaşatmıyor. >>>

(Yeni Film, Doğan Yılmaz, Sayı 18)

Her şeyi yenilemek ve değiştirmek toplumsal bir karaktere dönüşmüş durumda bu ülkede. Yenilemek demek eskileri atmak, onlardan kurtulmak demek. Yaşadığımız birçok sorunun gerisinde bu "yeni fetişizmi"ni bulmak mümkün... >>>

(Milliyet, Asu Maro, 2009)

Nasıl başlamış yaşamaktan ziyade anı biriktirmeye, bilmiyoruz. Gördüğümüz, 83 yıllık bir ömrü etiketleyip raflara dizdiği. Ekmeklerin üzerindeki etiketlerden kanını alırken damarını bulamayan hemşirenin adıyla sakladığı numune tüpüne, telefon görüşmelerinde ya da alışverişte pazarlık ederken alınmış ses kayıtlarından, "Ya koleksiyon ya ben" diyerek onu terk etmiş karısının terliklerine her şey mevcut bu 'hayat müzesi'nde. Kemal'in "Masumiyet Müzesi"nin esamisi okunmaz Mithat Bey'in koleksiyonu yanında… >>>

(Sabah, Esin Küçüktepepınar , 2009)

'Hayatın devamlılığı nasıl tutulur?' 57. San Sebastian Film Festivali'nde yarışan 11'e 10 Kala'nın incelikle anlattığı bu evrensel mesele herkesin ilgi odağı oldu. Bu akşam yapılacak ödül töreniyle sona erecek festivale katılan film ekibinin 'hayat damarı' olan Mithat Esmer yolculuğu göze alamadığı için gelemedi. Ama başrolü paylaştığı Nejat İşler, yönetmen ve senarist Pelin Esmer, yapımcılar Nida Karabol ve Tolga Esmer buradalar. Ayağının tozuyla basın toplantısına koşturan Nejat İşler çocuklar gibi şen. İspanya'dayız ya, birisinin filmdeki karakterleri Don Kişot ile Sanço Panço'ya benzettiği aklına geliyor ve ekliyor "Film özetle yalnız değilsiniz" diyor. Türkiye'de de dün gösterime giren 11'e 10 Kala'nın yönetmeni Pelin Esmer ve oyuncusu Nejat İşler İspanya'da SABAH'a konuştu. >>>

(Milliyet Cafe, Defne Alphan, 2009)

Pelin Esmer, gazetede Mersin'in küçük bir köyünde yaşayan dokuz kadının tarlada çalışmaktan arta kalan zamanlarında bir tiyatro oyunu sahneye koyacaklarını okur. Kalkıp köye gider, çalışmaları izler ve çektiklerinden "Oyun" adlı harika bir belgesel yapar. "Oyun"u seyretmemizin üzerinden neredeyse beş sene geçti, hâlâ adı geçtiğinde seyredenler hemen gülümser... Pelin Esmer'in "Oyun"dan sonra çektiği ilk film "11'e 10 Kala" 25 Eylül'de vizyona giriyor. Filmde yıkılması istenen bir apartmanın kapıcısı ve apartman sakinlerinden koleksiyoncu Mithat Bey'in ilişkisi anlatılıyor… >>>

(Radikal, Bahar Çuhadar, 2009)

Henüz küçüksünüz diyelim, bir amcanız var; oyuncaklarla dolu evi. Bildiğiniz oyuncaklardan değil bunlar ama; sürüyle gazete, dergi, kitap, eski objeler, biletler, pullar, saatler, kasetler, şişeler... Aklınıza ne gelirse... Hepsi tarihli, tanzimli. 10, 15, 20 sene öncesinden kalma, dokunsanız kırılacak bir dolu hikâyenin biriktiği bir evde yaşıyor amcanız. İsmi Mithat Esmer. Saygın bir işi, Amerika'nın namlı okullarından birinde tamamladığı bir eğitimi var. Yıllar geçiyor, siz büyüyorsunuz, amcanızın da koleksiyonu, biriktirdikleri çoğalıyor. Ve elinize kamerayı alıp onunla birlikte kayda geçmeye başlıyorsunuz. Vakti geldiğinde yanına ilişmiş başka karakterlerle bir sinema filmine dönüşüyor her şey. Amcanız bu sefer hem koleksiyoncu hem de oyuncunuz... >>>

(Birgün, Zahit Atam, 2009)

Dijital teknoloji daha çok sayıda insanın sinema yapmasına olanak tanıdığı ölçüde daha demokratik bir ortam yarattı. Bu değişim süreci Fransa gibi ülkelerde daha önce denendi ama değişimin en pozitif sonuçlar verdiği ülkelerden birindeyiz biz Türkiye bir anlamda Pelin Esmer'i gerçekten ilginç bir dokü-drama olan 'Oyun' ile tanıdı denilebilir. Filmin kendisi çok doğurgan olan sanat-hayat ilişkisi üzerinde odaklanıyordu. Genelde belgesel olarak kabul edilmesine rağmen gösterime giren, DVD satışları yapılan, uluslararası yaklaşık 40 festivale katılan 'Oyun'dan sonra yaklaşık 4 yıl aradan sonra ilk uzun metrajlı filmini yaptı ve Adana'daki Altın Koza'da büyük ödül ve senaryo ödülünü kazandı… >>>

(Sadibey.com, Ali Ulvi Uyanık, 2009)

"11'e 10 Kala"da, kişisel tarihinin tanığı binlerce objeyi ve zamanın tanığı ev dolusu gazeteyi büyük bir titizlikle biriktiren inatçı yaşlı adam Mithat Bey'i tanıyoruz. Yaşadığı apartmanın yıkılıp yerine yenisinin dikilecek olması nedeniyle komşuları ile yakın çevresini karşısına almak pahasına evinden çıkmaması ve bir noktadan sonra içeriye kapanması, eksen… >>>

(Zaman, Rahime Sezgin, 2009)

O, "11'e 10 Kala" filminin rol kesmeyen kahramanı, Mithat Esmer. Sinema perdesinde; kitaplarla, gazetelerle, ansiklopedilerle, şişelerle ağzına kadar dolu bir evin içerisinde koleksiyoner kimliğiyle tanışıyoruz onunla. Antakya'da başlayan, ABD'ye uzanan ve Beşiktaş'ta koleksiyonlarının doldurduğu bir apartman dairesinde süren yaşamını biraz daha yakından tanımak istiyoruz… >>>

Yabancı Basın

Makale